0 yorum var - 16 Haziran 2008 20:53
Bir tek şeyi unutma seni sevdim ben kalbim şimdi bir sokak çocuğu kelebekleri göç etti gönlümün ıssızlaştı hayat sanki sanki sabahı eksik şiirlerimin sanki gecesi hep kanayan bir yara ve sanki artık hep kanayacak ağlanacak bir aşkın kıyısına vurduysa gözlerim çare yok ağlayacak
Bir tek şeyi unutma seni sevdim ben kapıları kendime ben açamadım ya da yanlış saatlerde bekledim gelmeni ter içinde takvimler istasyon öksüzlüğünde gözyaşım düşünüyorum da sen gideli ne çok yalnızım sarmaşık aşkın sarısında kaldım, sarılamadım savunamadım seni kimselere anlatamadım seni kimselere kimsesiz kaldım en çok da sensiz
Bir tek şeyi unutma seni sevdim ben sana uyumak sana uyanmaktı hayat sıratını geçtim yaşarken,korkmadan korkumu geçtim cesarete ihanetle berduş bir,yalan masumiyeti öptüm bile bile tek sen gitme diye sonbahar oldum,yaprak yaprak ağaç oldum köklerimi unutarak tesellisiz bir geceye fırlatıldım kalbimi dar bi kafese kapatarak içimde bir kanarya hiç susmadan ağlayacak
Bir tek şeyi unutma seni sevdim ben yakamozlarında yıkadım sevdamı çırılçıplak seni sevdiğimi bağırdım mehtabına beyazında aklandım bulutunun mavi mavi sevdim seni içim kan ağlayarak
Bir tek şeyi unutma seni sevdim ben anlattıkça kış vuruyor satırlarıma anlattıkça üşüyor,anlattıkça ısınıyor yüreğim bu gün sardunyalarım da açmadı belkide küskün renklere ellerimde ibadet gibi yaşadıklarım ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım sensiz soluyorum anlayacağın mavi mavi ölüyorum duyuyor musun orda mısın var mısın yok musun? Bir tek şeyi unutma seni sevdim ben yanarak yıkılarak aklıma her geldiğinde AĞLAYARAK
0 yorum var - 16 Haziran 2008 20:53
Aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur yağmur, toz, toprak, kar, buz gibi her türlü "kötü hava" koşullarına dayanıklıdır.
Baziları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur" ilk yağmurlu havada "altı açılır"
veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.
Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz, tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde NASIR
oluşabilir.
Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiginiz için "zamanla açılır" diyen satıcıya inanarak
alırsanız, zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.
Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp "zamanla düzelir" diyenlere
kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duygularin "çarpıldığını" görebilirsiniz.
Aşık olabileceğiniz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde, farklı kalitelerde ve
sayısız "renktedir".... Aşkı bir çesit serüven olarak "spor" gibi yaşayanlar, aynen "spor ayakkabı" gibi
dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler
taşıyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.
"Bez" ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.
"Marka" ayakkabı alır gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" aşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yağmur çizmesi" edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak
isteyenleri de bilirsiniz.
Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafi" olup evine sayısız çesitte ayakkabılar yığan insanların
aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.
Evet aşk "ayakkabıdır".
Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor" kullandığınız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da
dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca "bir miktar" ömrünü uzatmış
olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!
CAN YÜCEL
1 yorum var - 13 Haziran 2008 18:02
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı? Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? Hırsızlık; para, malmı çalmaktır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? Solması için gülü dalından mı koparmalı? Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? Öldürmek için silah, hançer mı olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
Victor Hugo
0 yorum var - 13 Haziran 2008 17:55
...Seni düşünmek güzel şey, Seni düşünmek ümitli şey, Dünyanın en güzel sesinden En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey Fakat artık ümit yetmiyor bana, Ben artık şarkı dinlemek değil, Şarkı söylemek istiyorum...
Nazım Hikmet
Anımsıyorum seni olduğun gibi geçen sonbahar. Başlığın griydi ve yüreğin sakince. Gözlerinde savaşıyordu alacakaranlığın alevleri. Ve düştü yapraklar ruhunun sularına.
Bir boru çiçeği gibi yapışmıştın koluma, ikircikli ve sakin sesine korunak olurken yapraklar. Arzumun alazlanıp durduğu kötürüm eden bir ateş. O uysal mavi sümbül burkulmuş ruhumun üstünde.
Gör nasıl uzaklaşıyor gözlerin, sonbahar gibi uzak, başlık, o gri, o cıvıltılı ses ve o evcimen yürek, kömürün koruna öpücüklerimin neşeyle düştüğü derin özlemlerimin amacı olan şey.
Bir gemiden görünen gökyüzü. Yüksek dağlardaki yaylalar. Hatıran ışık gibi, duman gibi, o sessiz gölcük gibi. Ötesinde gözlerinin durur yangında akşam kızıllığı. Fırıl fırıl sonbaharın kuru yaprakları ruhunda.
Pablo Neruda
Sende sevgisizliği sevdim. İyi oldu gelmediğin.
Bu yol korkaklar için değildir iyi oldu gelmediğin Bu sulardan her babayiğit içemez, Bu köprüden her benim diyen geçemez, iyi oldu gelmediğin Yumuşacık yürek gerek, sevgi kadar derin gözler, inançlı bir bilek gerek iyi oldu gelmediğin.
Sen, bilindik kıyıların sığ sularından açılmadan yaşarsın Sen,okyanus mavisine uzaklardan bakarsın,
Biz, yürüyemeyeceğin kadar uzak, düşleyemeyeceğin kadar renkli, ve berrak bir ülkeye birlikte gidemezdik.
Sen, açık denizlerden habersiz bir balık, yalçın tepelerden uzak bir martısın. Sen, benim için korkak, herkes için heryerdeki insansın. İyi oldu gelmediğin.
Alınmanı istemem, darılman üzer beni, sana yalan söyleyemem. Tabi, hep sevdim seni, sende sığ suları, sende martıları, açık denizden habersiz balıkları, sıradan insanları. Geçemeyeceğin köprüleri, düşleyemeyeceğin mavileri sende korkaklığı sevdim.
Sende sevgisizliği sevdim. İyi oldu gelmediğin.
Korhan ABAY
Evin içinde bir oda, odada İstanbul Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm Çekmeğe başladı, oltada İstanbul Bu ne biçim su, bu nasıl şehir Şişede İstanbul, masada İstanbul Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım Nereye gidersen git, orada İstanbul.
Ümit Yaşar Oğuzcan
BASİT YAŞAMAK
Basit yaşayacaksın.
Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi;
sevince lafı dolandırmadan söylediğin
“seni seviyorum” gibi.
Basit bir öpücük yetecek sana;
basit sıcak bir öpücük
ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
o öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.
Kabak çekirdeği verecek sana
rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
en değerli kağıdın;
hep yanında taşıdığın,
atmaya kıyamadığın.
İki harekette giyiniverecek,
iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman
ve yola çıkman arasında geçen süre;
kısacık olacak
sıcacık kollara dolanman
ve yolculuklara çıkman arasında geçen süre.
Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
bakışların bile anlatabilecek kendini.
Beklentilerin de basit olacak.
Kaf Dağı’nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana
en ucuz aşk romanını.
Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
Bir kaşarlı tost olacak aradığın
nasıl oturacağını bilemediğin sofrada;
parmakların olacak en kıymetli çatalın.
Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender’in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.
Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda, doğru basılmış bir
“fa diyez”in mutluluğunu.
Makyajın ilk “a” sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün
“Bilmiyorum” diyebileceksin bilmediğinde
ve çok normal olacak onu da bilmeyişin.
Tek dereden su getirmen yetecek,
bir “istemiyorum” diyebilmeye.
Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.
Saatin, sadece saati gösterecek;
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın.
Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan.
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi
basit...
Nazım Hikmet RAN
...Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim. Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi. Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa. Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri. Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana...
Pablo Neruda
Değişir yönü rüzgârın Solar ansızın yapraklar. Şaşırır yolunu denizde gemi Boşuna bir liman arar. Gülüşü bir yabancının Çalmıştır senden sevdiğini, İçinde biriken zehir Sadece kendini öldürecektir. Ölümdür yaşanan tek başına Aşk, iki kişiliktir.
Bir anı bile kalmamıştır Geceler boyu sevişmelerden Binlerce yıl uzaklardadır Binlerce kez dokunduğun ten. Yazabileceğin şiirler Çoktan yazılıp bitmiştir. Ölümdür yaşanan tek başına Aşk, iki kişiliktir.
Avutamaz olur artık Seni bildiğin şarkılar. Boşanır keder zincirlerinden Sular, tersin tersin akar. Bir hançer gibi çeksen de sevgini Onu ancak öldürmeye yarar. Uçarı kuşu sevdanın Alıp başını gitmiştir Ölümdür yaşanan tek başına Aşk, iki kişiliktir.
Yitik bir ezgisin sadece, Tüketilmiş ve düşmüş gözden. Düşlerinde bir çocuk hıçkırır Gece camlara sürtünürken. Çünkü, hiç bir kelebek Tek başına yaşamaz sevdasını. Severken hiçbir böcek, Hiç bir kuş yalnız değildir. Ölümdür yaşanan tek başına Aşk, iki kişiliktir.
Ataol Behramoğlu
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin.. . Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
Can YÜCEL
Olur olmaz zamanlarda çıkagelir.
ASİDİR.
Olanaksızlıklarla beslenir. Engellendikçe büyür. Ne kadar çok neden varsa onu olanaksız kılan, o kadar çok yükselir. İNADINADIR.
Aşk hayattır.
Yani ölümünedir. Aşksa öyledir. Öylesinedir.
Arsızdır. Kendisidir.
Söylendiği gibi öyle emek falan istemez. En çok da bu bakımdan başka ilişkilere benzemez.
Çıplaktır. Hesapsızdır. Apaçıktır..
Yarını, öbür günü, sonu, sonrası yoktur.
Tutkudur aşk. Güçtür.
Uğraşılmaz, baş edilmez.
Yalnızca içeriden yıkılabilir.
Yalnızca buna dayanıksızdır.
Sevinçtir. Kederdir. Aydınlıktır. Karanlıktır.
Aşk hayattır.
Öyledir. Öylesinedir.
Coşkuludur. Azla avunmaz. Boşluk tanımaz.
Anlamlıdır. Anlamsızdır. 'Sanane? ' dir. 'Banane? ' dir.
Kötü geçmiş çocukluktur aşk.
Annesinin bir tanesidir. Babasının canıdır.
'Annem öldü' dür. 'Babam gitti' dir.
'Ağır roman' dır.
Duruştur. Gidiştir. Dönmeyiştir..
Külhan kahkahalardır aşk.
Gösterişli düğünlerde yalnızlıktır.
Güvendir. Hayaldir. Gerçektir.
Mide kanamasıdır. Kalp enfarktıdır.
Gülüştür. Ağlayıştır. Susuştur. Söyleyiştir.
Öyledir. Öylesinedir.
Hileyle, hurdayla işi olmaz.
Nasılsa öyledir. Harbidir.
Serseridir. Zaman bilmez.
Mekan tanımaz.
İhtilalcidir.
Sınırlara meydan okur. Sınırlara sığmaz.
'Başka türlü birşey' dir. 'Üstü kalsın' dır. 'Merhametli bir ümit' tir. Bilgedir aşk. Öleceğini görür. Ölüme üzülür. Ölümünü umursamaz. Öyledir. Öylesinedir.
AŞK HAYATTIR...!
GITTIN
Ben arkandan sadece baktım. Oysa söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki... ’’gidersen, iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini Gidersen, sönecek içimdeki ateş . Gidersen, karanlığa mahkum edeceksin günlerimi. O karanlıkta yolumu kaybedeceğim...’’ diyecektim sana.
Gittin... gidişini görmemek için gözlerimi kapattım. Öğlesine acıdı ki içim, tutup koparsalardı kolumu, bacağımı bu kadar acı duymazdım Acım yaş olup akmalıydı gözümden.
Gittin... Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek, tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.
Gittin... Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten? Ürperdin yine biliyorum. Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
Gittin... Bir yıkım gibiydi gidişin Sen adım adım uzaklaşırken benden Çöküp kaldı bedenim olduğu yere Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.
Gittin... Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum Hazırdım gidişine, Kaçak zamanları yaşıyorduk Zaman bitecek ve sen gidecektin Bense, gidişinin ertesi günü Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.
Gittin... Bir şey söyledin mi giderken? "Kal" dememi istedin mi? Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi? "Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi? Beynim öylesine uğulduyorduki.
Gittin... Nereye gittiğin önemli değildi Binlerce kilometre uzakta da olsan, iki metre ötemde de farketmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım senden, bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.
Gittin... Unutulanların arasına katılmalıydım Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerinden yakalamalıydım. Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Gittin... Bir okyanusun ortasında tek küreği kaybolmuş sandalda Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi. Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni, Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde, Bil ki; seni Unutamadım...,
Sevgi emektir
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, Kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil, Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.
Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.
Sevmek ile sevilmenin yolu önce kendini sevmekten geçermiş, Neden kendine aşık olduğunu anladım.
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım.
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.
Ve sevilenle ağlayamıyor, kaçıyorsan ondan, çaresizliktenmiş, Senin acın için odamda tek başıma hıçkırıklarla ağladığımda anladım.
Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.
Fakat, hakedermiş sevilen onun için dökülen her bir damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım.
Ìyi niyet tokmakmış sevilenin başına bazen, Başımda şişlikler oluşunca anladım.
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.
Tek başına ayakta durabilecek kadar güçlüysen, yanında tutanlar varmış, Neden hiç yalnız kalmadığını anladım.
Ve "Sana ihtiyacım var, gel" diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana "git" dediğimde anladım.
Biri sana "git" dediğinde, "kalmak istiyorum" diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım.
Dostun seni bir kez terkedermiş, bin kez değil, Aslında hep yanımda olduğunu anladım.
Ve bir kez terketti mi seni, affetmek çok zormuş, Bende affedemediğin şeyin ne olduğunu anladım.
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.
Özür dilemek değil, "affet beni" diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.
"Affedemem, çok geç" demek gururdan başka bir şey değilmiş, hala sevgi varsa içinde eğer, Tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.
Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.
Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
CAN YÜCEL
|
16.12.1989 doğumlu, 18 yaşında. şu an yaşadığı yer İstanbul. Öğrenci olarak çalışıyor.
|
|
|